Denizli Jigolo

Bir başka WordPress sitesi

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

“Kültürel gelenekler LGBTİ’lere ayrımcılığın bahanesi olamaz”

Written by , Posted in Genel

kulturAvrupa Parlamentosu’nun esas haklar ve LGBTi’lerin ayrımcılıktan korunmasına ilişkin Tiran’da düzenlediği konferansa AKP’li Nursuna Memecan ile CHP’li Binnaz Toprak katılmıştı. Millî Gazete’nin hedef gösterdiği etkinliğe Diyanet’in “eşcinsellik sapıklıktır” halinde fetva verdiği iddiası ise CHP’li Aykan Erdemir yönünden Meclis’e taşınmıştı.

Konferans sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan Avrupa Parlamentosu, LGBTi dâhil savunmasız grupların esas haklarına saygı, ayrımcılığa maruz kalmamaları ve korunmalarının AB üyeliği için gereken siyasî kriterlerin ciddi bir parçası olduğunun altını çizdi.

Konferansta öne çıkan meseleler şunlar oldu:

LGBTi’ler tüm politika belgelerine dâhil edilmeli

garp Balkanlarda ve Türkiye’deki tüm azınlıklar ve savunmasız gruplar çoğu süre ayrımcılık, marjinalleştirilme ve hatta şiddet riskine maruz kalmaktadır.

LGBTı dâhil tüm azınlıkların ve savunmasız grupların içerilmelerine yönelik kapsamlı bir yaklaşım benimsemeleri gerekebilir. içerme konusunun hükümetin bütün politika belgelerine dâhil edilmesi (ana akımlaştırılması) önemlidir.

bununla birlikte, sıhhat, eğitim, halk idaresi reformu ve polis bunun gibi kilit siyaset sahalarında öncelikli faaliyetler tespit edilmelidir. Bu faaliyetler uygulamayı teminen ölçülebilir kıstaslar içermelidir.

Ayrımcılık çeşitleri özel olarak ele alınmalı

sıhhatli bir uygulamanın temin edilmesi amacıyla tüm mevzuat ve siyaset araçlarına ölçülebilir kıstaslar dâhil edilmelidir.

Cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık kanunlarda yasaklanmalı ve azınlık mensuplarının haklarından eşit şekilde faydalanabilmeleri için tedbirler alınmalıdır.

Ayrımcılığın dayandığı temeller içinde bir önceliklendirme yapmaktan kaçınılmalı ve ayırımcılığın birçok türü hususi olarak ele alınmalıdır.

Kültürel gelenekler ayrımcılık bahanesi olmamalı

şiddet, nefret söylemi ve ayırımcılık vakalarının gündeme getirilmesi ve polis ve yargı kurumları sebebi ile yeterince takip edilerek gerekli yaptırımların uygulanması için çaba gösterilmelidir.

Kültürel gelenekler ayırımcılığa göz yumulması için bahane olarak kullanılmamalıdır.

Parlamentolar, insan Hakları Kurumları ve Sivil cemiyet, insan haklarının korunması ve hoşgörülü ve farklılıklara saygı duyan demokratik toplumların geliştirilmesinde kilit rol oynamaktadır.

“Benim çocuğum” filmi teşvik edilmeli

Yönetmeni/girişimcisi konferansa dahil olan ’Parada’ ya da ’Benim çocuğum’ bu gibi hoşgörü ve anlayışı teşvik eden film ve belgesellerin dağıtımı bu bağlamda teşvik edilmektedir.

STK’lar benzeri devlet dışı kurumlar ve medyanın özgür biçimde etkinlik gösterebileceği, ifade ve toplanma özgürlüklerinin garanti altına alındığı bir ortamın var olması, bir ülkenin demokratik geçmişine ilişkin kilit bir göstergedir.

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

“Atıldığım yer insanlık onuruna yakışmayacak bir yerdi”

Written by , Posted in Genel

lgbtiiYeni Güvenlik Yasası, “pembe” cezaevi ve ayrımcılık karşıtı yasa tasarısında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yer alıp almayacağı tartışmaları sürerken LGBTi’lerin ceza infaz sisteminde karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunlara öneriler “Hapishanede LGBTi Olmak” panelinde konuşuldu.

Ceza infaz Sisteminde Sivil toplum (CiSST) Derneği’nden Zafer Kıraç kendi çalışmalarını, yaptıkları sektör araştırmalarını ve konuyla ilgili uluslararası standartları aktardı. Pembe hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Buse Kılıçkaya ve eski bir trans erkek mahkûm.olan Deniz ise cezaevlerinde kendi karşılaştıkları sorunlar üzerinden deneyimlerini paylaştı.

“ülkemiz cezalandırıcı dediğimiz bir adalet sistemini seviyor”

Zafer Kıraç, Türkiye’deki ceza infaz sisteminin mahpusları zaten potansiyel suçlular olarak algılayan ve hapishanelerde de cezalandırıcı yöntemlerle karşı karşıya bırakan bir yapısı olduğunu vurguladı. Türkiye’de kişilerin iki yere kendilerinin asla “düşmeyeceklerini” düşündüklerini belirten Kıraç, bu mekânların hapishaneler ve akıl hastaneleri olduğunu söyledi.

“herkesin, herkesin gidebilme ihtimali olan bir yer mahpushane. Bu mekânların ve buralarda bulunan kişilerin bizlerden bu kadar izole edilmesine izin vermemeliyiz. Cezaevlerinde bulunan insanların üçte bir tanesi tutuklu ve bunların da P’si hak sistemince suçsuz bulunanlar. fakat Türkiye’de yargılama sürecinin uzunluğu bu tutukluluk sürelerinin 3 sene veya 5 sene devam etmesine neden olmaktadır.”

CiSST olarak bir yıl evvela “özel ihtiyaca Sahip Mahpuslar” araştırmasını yaptıklarını belirten Zafer Kıraç, sonuçların ve önerilerin bir kitap olarak yayınlandığını ifade etti. Bu araştırmada LGBTi mahpuslara yönelik hak Bakanlığı’na bilgi edinme başvurusu dâhilinde sorular yönelttiklerini ve resmî cevap aldıklarını söyledi, verileri paylaştı.

“Erkeklerin beni aramasını istemiyorum diyerek cinnet geçirdim”

Pembe Hayat’şafak Buse Kılıçkaya 2001 ve 2008 yıllarında “polise direnmek” suçlarından ceza aldığını ve ayrıcalıklı cezaevlerinde tutuklu bulunduğunu anlattı.

Ceza infaz memurları vasıtası ile sürekli tacize, psikolojik işkenceye ve tehdide uğradığını belirten Buse Kılıçkaya deneyimlerini şöyle aktardı:

“Beni tuttukları yer bir tecrit hücresiydi. erkekler kısmında tek kişilik bir odadaydım. Ceza infaz memurları gece bir anda kapıyı açabiliyorlar, beni yukarı yanlarına davet edebilme, tecavüz girişiminde bulunma cesareti gösterebiliyorlardı. Banyodan haftada 1 gün yararlanma hakkı tanıyorlardı. Havalandırmaya çıkma hakkım yoktu, engelliyorlardı.”

“Bana uygulanan taciz aileme de uygulanıyordu”

“Ailem beni ziyarete geldiğinde de bu ayrımcılık ve kötü muamele devam ediyordu. Bana kullanılan taciz onlara da uygulanıyordu. Gelmelerini istemiyordum artık, bunları görmesinler diye. Hormon ilaçlarını alamıyorsun, kıyafetlerine müdahale edilmektedir. Sen kimsin de kitap okuyacaksın denerek kitap okuma hakkım engelleniyordu. Ben 20 gün yemek yemedim, ölmek üzereydim. Atıldığım yer insanlık onuruna yakışmayacak bir yerdi.”

“Cezaevi müdürü küpe takıp etek giyeceksin diyordu”

Eski bir trans erkek mahkûm.olan Deniz ise 7 yıl cezaevinde kaldığını, devamlı bir yaftalamaya maruz kaldığını, yemek arkadaşlarının bile kendisiyle görüşmemeleri için tehdit edildiklerini anlattı.

“Odamda tek başımaydım ve herhangi biriyle konuşmaya çekiniyordum yaftalarlar diye. En büyük sıkıntıyı açık cezaevinde yaşadım. Cezaevi müdürü kılık kıyafet ve tarzıma karışmak istedi. Küpe takıp etek giyeceksin diyordu. Yalnız başıma bir arkadaşımla oturup dertleşemiyordum. Tehdit ve yalan ifadelerle tekrar kapalı cezaevine göndermek istiyorlardı beni. Mahkûmt.arkadaşlarıma Deniz meselesinde şöyle ifade vereceksiniz diye baskılar yapılıyordu. En son 2 trans erkek arkadaşım bu müdür yüzünden firar ettiler, 3 şahıs intihar etti, 2 trans erkeği de cezaevi altındaki hücrelere sokup işkence yaptılar. Bunların hiçbirisi basına yansımıyor. üzeri örtbas ediliyordu.”

Sosyal hizmetler öğrencileri ve “tıpkı Gökyüzüne Bakıyoruz” aktivistlerinin katılımının sık bulunduğu panel soru cevap kısmıyla devam etti. izmir’de açılması planlanan “Pembe Cezaevi” meselesinin de tartışıldığı soru yanıt kısmında sivil cemiyet örgütleri olarak neler yapılabileceği de konuşuldu. Bakanlığın bu konuyla ilgili sivil toplum örgütleri ve aktivistlere danışmadığı, devletin böyle bir cezaevine ihtiyaç varmış bunun gibi göstermeye çalıştığı vurgulandı. mümkün sıkıntılar ve hak ihlalleri tartışıldı.

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

Siyah Pembe Üçgen sivil diyalog ağı oluşturuyor

Written by , Posted in Genel

pembeüçgenSiyah Pembe üçgen izmir Derneği, bu ay arasında sivil toplumla diyaloğun geliştirilmesine yönelik çalışmalarına başlıyor. Dernekten Selda şenol, 7 ayrıcalıklı bölgede 7 ayrı temayla ilerleyecek mücadele ağını kaosGL.org’a anlattı.

“türkiye arasında ayrıcalıklı bölgelerde çalışan sivil toplum örgütleriyle bir file oluşturmayı hedefliyoruz. 7 bölgeden 7 ayrı temamız mevcut,” diye anlatmaya başlıyor şenol. Engellilikten ekolojiye, gençlikten kadına değişik bölgelerde çalışan sivil toplum örgütleriyle LGBTi (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) konusunda çalışan bir örgüt olarak bir araya geleceklerini söylüyor.

Van’da Ekogenç’le dayanışma

“yasal Eşitlik için Sivil Diyalog ve Mücadele Ağı” için çalışmalar 18 Kasım’da Van ile başlıyor. Görüşülecek örgüt ise tüzüğünde “cinsel yönelim” ifadesi geçtiği için Valilik yönünden konusunda kapatma davası açılan Gençlik ve Ekoloji Derneği Ekogenç.

şenol, duruşma öncesi Ekogenç ile tanışıp dava sürecinde yanlarında olmak istediklerini belirtiyor:

“Van’da Eko-Genç’le duruşmadan önceki gün bir tanışma toplantısı yapıp ertesi gün duruşmalarına katılacağız. Davaya müdahil olmak istiyoruz.”

şenol, Siyah Pembe üçgen için çalışmanın geniş çapta bir tesir yaratmasının önemli olduğunu söylüyor. Dernek, duruşmanın ardından soluğu Diyarbakır’da alacak: “Diyarbakır’da Anadolu Kültür Vakfı’nın merkezi Diyarbakır Sanat Merkezi ile görüşeceğiz. Orası da derhal belediyenin birlikte bir yer. Oranın da etki piyasası geniş.”

izmir’den Samsun’a 7 şehirde 7 tema

Görüşmelerin yapılacağı başka şehirler ve sivil toplum örgütleri ise şöyle:

“istanbul’da Uluslararası af örgütü ile temel insan hakları üzerine bir araya geleceğiz. Antalya’da hanım Dayanışma Merkezi ile iletişime geçtik, hanım çalışmaları oluşturan örgütlerle buluşacağız. Samsun’da iğne Deliği Gençlik Merkezi var, onlarla gençlik teması üzerine çalışacağız. izmir’deki tema engellilik, Buca Engelliler Derneği ile irtibata geçtik. Ankara’da ise temamız çocuk, özge-Der ile bir araya geleceğiz.”

Sivil diyalog Baki Koşar Haftası’nda devam edecek

ilk adımı atıp tanışmanın ardından görüştükleri sivil cemiyet örgütleri ile LGBTi haklarına yaklaşımlarını konuşacaklarını anlatıyor şenol:

“Biz buyuz, böyle bir alanda çalışıyoruz, peki siz bize dair neler yapıyorsunuz, çalışmalarınızı ne kadar çeşitlendiriyorsunuz demek istiyoruz. örnek olarak tüzüklerinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair koruma yer almaktadır m. bunu öğreneceğiz.”

Tanışmayla birlikte yapılacak anket çalışmasının ardından görüşülen her örgütten 2 şahıs Baki Koşar Haftası kapsamında şubat ayında izmir’e davet edilecek.

“Sonrasında görüşmelerde yapacağımız anketlerden gelen cevaplar üstünden modüller oluşturup bu 7 şehirde 2 gündelik eğitimler düzenleyeceğiz.”

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

“Şiddetsiz İzmir” Danışma Kurulu toplandı

Written by , Posted in Genel

izmirBM hanım Dostu Kentler Projesi kapsamında Siyah Pembe üçgen izmir Derneği’nin gerçekleştirdiği “şiddetsiz izmir” projesinin ilk danışma kurulu toplantısı Vera Palas’ta gerçekleşti.

Toplantı izmir Büyük şehir Belediyesi ve Konak şehir Konseyi’nin bayan çalışması birimlerinin yanı dizi Dokuz Eylül üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı’ndan, Eleştirel Erkeklik incelemeleri inisiyatifi’nden, ekonomi üniversitesi ve Dokuz Eylül üniversitesi’nin bayan çalışmaları bölümlerinden akademisyenlerin, LGBTi, bayan ve mülteci çalışması oluşturan STK temsilcilerinin, avukatların, sağlık çalışanlarının, öğrenci kulüplerinin katılımlarıyla gerçekleşti.

Siyah Pembe üçgen izmir’in plan kapsamında yapacağı farkındalık çalışmaları, eğitimler ve raporlamalar hakkında bilgi verilmesinin ardından bu alanda çalışma yapmaya iten nedenler ve yapılabileceklerin somutlaştırılması için SWOT analizi yapıldı.

Dört saat süren çalışmanın ardından, plan boyunca eğitim verecek olan adli tıp, psikolojik süreç ve yasal süreç uzmanlarının, modüllerini destekleyecek olan çıktı taramalarına destek olacak verilere ulaşılırken, ilerleyen zamanlarda de plan kapsamındaki çalıştay ve politika belgelerinde bununla birlikte da devamında kadın çalışmaları ve cinsel şiddet sahasında beraber çalışma kararı alındı.

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

LİSTAG Dernekleşiyor ve Bir Oda Arıyor!

Written by , Posted in Genel

listagçocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan ebeveynlerin bir araya geldiği LGBTi Aileleri ve Yakınları Grubu dernekleşiyor

2008 yılında çocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan bir kaç ebeveynle istanbul’da yola çıkan, sonra da \”Benim çocuğum\” filmi ile Türkiye’ye yayılan LiSTAG (LGBTi Aileleri ve Yakınları Grubu) dernekleşmek için mekân arıyor.

“illa ki Beyoğlu’nda olması gerekmiyor”

kaosGL.org’a bilgi veren H. Metehan özkan, dernekleşme amaçlarının \”kişilerden müstakil kurumsal bir yapı kurmak ve bunu gelecekte bayrağı teslim alacak kişilere bırakmak\” olarak tanımladı.

Dernek kurmak için adres göstermeye uygun olacak bir odanın kendileri için yeterli olacağını belirten özkan, “illa ki Beyoğlu’nda olması gerekmiyor. istanbul’un merkezi semtlerinden birinde olması yeterli” dedi.

2008 yılında yola çıktılar…

2008 yılında çocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan bir kaç anne ve babanın \”Lambdaistanbul Aile Grubu\” adıyla Lambdaistanbul çatısı altında bir araya gelerek oluşturduğu LiSTAG, daha sonra müstakil bir şekilde örgütlenerek \”LGBTT Aileleri istanbul Grubu\” adını aldı.

\”Benim çocuğum\” belgeseli ile şehirlere yayıldı

\”Benim çocuğum\” filminin etkisine dikkat çeken H. Metehan özkan’ın verdiği bilgiler şöyle:

“Yıllar içerisinde, LiSTAG’ın istanbul dışındaki ailelere ulaşma çabaları evvela Ankara ve izmir’de benzer bir modelle örgütlenen ailelerin ortaya çıkmasına daha sonra \”Benim çocuğum\” filmi ile Türkiye’nin geneline yayılmasına yol açtı; 3-5 anne babayla başladığımız yolculuğumuz kartopu bunun gibi yuvarlanarak büyüdü, bizi başka şehirlere ve sonra da bütün ülkeye ulaştırdı.”

\”LGBTi Aileleri ve Yakınları Grubu\” adıyla dernekleşilecek

“şimdiye kadar yaptıklarımızı bir sivil cemiyet oluşumu yada inisiyatifi şekilde gerçekleştiriyorduk fakat artık ’kabımıza sığmıyoruz’’ ve Türkiye’de LGBTi hareketinin ittifak güçlerinden bir tanesi şekilde \”LGBTi Aileleri ve Yakınları Grubu\” adıyla dernekleşmeyi kaçınılmaz olarak görüyoruz.”

“Dernek adresi şekilde gösterebileceğimiz bir oda”

“çalışmalarımızı bir dernek çatısı altında sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilmek için kendimize bir mekân arıyoruz: aşırı çok bir şey istemiyoruz; dernek adresi olarak gösterebileceğimiz bir oda ve merkezi bir yerde olması yeterli.”

“Maddi gücümüz aşırı kısıtlı lakin zaten LiSTAG’a başından buyana destek olan ve \”Benim çocuğum\” belgeselini çekerken de bizi yalnız bırakmayan dostlarımızın önerilerini ve desteklerini bekliyoruz.”

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

Barış kokan Antakya

Written by , Posted in Genel

bariskokanAh Antakya, ne güzel gülerdin sen… 4 sene evvela ilk adım attığımdaki rahatlık kokan bu şehir, bundan böyle yaralı. Topraklarına gözyaşı damladı, etrafı kanla sarıldı, şahısların özellikle anaların boğazına öyle bir yumru oturdu ki nefes aldırmıyor.

Bir gün patlama sesiyle uyandık başladık ağıt yakmaya, hâlâ yakıyoruz. Herkeste derin bir acı.

Halkların endişesi görülmeyecek bunun gibi değildi fakat kişiler örgütlü mücadele ile neler başarabileceğini görmüştü artık. Kendi insanlarını öldürmek için sokağa çıkmış kolluk kuvvetlerine duyulan şaşkınlığı, hiddeti ve nefreti üzeremizden atamamışken bir kez daha yaralandık. kafa kesen, tehditler savuran, oldukça çok bireyin rüyalarını kâbusa çeviren bu vahşi, katil cihatçı çeteler devlet eliyle besleniyordu bir gün kendi halkına bela olsun diye. Devletin elindeki kan kokusunun farkına bir kez daha vardıktan sonra bununla yaşamak yerine örgütlenmeyi seçti Antakya, Samandağ, Defne…

Günlerden 1 Eylül, Dünya sulh Günü. işte Hatay tam da bu sebeplerden ötürü barışa çok fazla önem veriyor ve barışı özlüyordu. Bizler düşmanların halklar olmadığını biliyor ve \”Suriyeli mülteciler kardeşimizdir\”, \”yaşasın halkların kardeşliği\” şiarlarıyla yola devam ediyorduk. kamu daha da şuurlu, kadınlar daha da güçlü ve güzel sinyaller oluşmakta Antakya’da. Dünkü eylemde kırmızılı, sarılı, beyazlı flamalar arasında gökkuşağı bayrağı dalgalandırdım. Baştaki çekingen yürüyüş sonuna doğru gurura dönüşmüştür. Birkaç LGBTi (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) fert yanıma gelip oluşumumuz (Antakya Homofobi ve Ayrımcılığa Karşı Oluşum) ile alakalı bilgi aldılar. Güzel artılar bunlar ama asıl şahane olan şey siyasi örgüt temsilcilerinin konuşmalarında belki yönelim kelimesi yoktu lakin mikrofonlarında vardı.

Keşke örgütle katılabilseydim fakat olsun gene de güzel bir eylemdi.

sulh ve mutluluk dolu günler…

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

İstanbul Sözleşmesi’ni kim denetleyecek?

Written by , Posted in Genel

istanbulsözlesmesibayan ve LGBTi örgütleri, istanbul Sözleşmesi gereği oluşturulacak şiddete karşı profesyonel eylem grubu GREVıO için adaylarını açıkladı.

Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu ve istanbul Sözleşmesi olarak anılan “Kadınlara Yönelik şiddet ve Ev içi şiddetin önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmişti.

toplam 14 ülkenin imzaladığı Sözleşme gereği, taraf devletlerin sözleşmenin gereklerini nasıl uyguladığını denetleyecek olan GREVıO toplumsal cinsiyet ve coğrafi dağılım dengesine ek şekilde çok aşırı disiplinli uzmanlık ayrıntıları de dikkate alınarak en az 10, en iyi 15 üyeden oluşacak.

Türkiye’den seçilecek GREVıO üyesinin seçilmesi için süreç başlanıyor ve sürece katılmak dileyen sivil cemiyet örgütleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na görüş ve önerilerini iletti.

69 bağımsız kadın ve LGBTi örgütlerinden oluşan istanbul Sözleşmesi izleme Platformu, sözleşmeyle ilgili konuların ana muhataplarından bir tanesi olduklarını hatırlatırken, sürece dahil olmak istediğini beyan etti. Platform, GREVıO için kendi adaylarını da açıkladı.

kadın örgütlerinin namzet önerileri

istanbul Sözleşmesi izleme Platformu’nun GREVıO namzet önerileri şöyle:

Canan Arın: Mor çatı hanım Sığınağı Vakfı, KA.DER ve istanbul Barosu bayan Hakları Uygulama Merkezi kurucu üyelerinden, hanım hakları savunucusu avukat. 1994-1997 yılları arasında Avrupa Konseyi bayan Erkek Eşitliği Kadına Yönelik şiddet Uzmanlar Kurulu’nda bulundu. 1995’te Birleşmiş Milletler’in Pekin’de toplanan Dünya kadın Konferansı’nda, 2000’de Pekin 5 Birleşmiş Milletler New York toplantısında resmi delegasyonda yer aldı. 2005’te yine Birleşmiş Milletler’deki CEDAW toplantısında hükümet dışı firmalar adına gölge rapor sağlayan küme arasında, 2003-2004 yıllarında Türk Ceza Kanunu kadın Platformu’nda yer aldı.

Feride Acar: Prof. Dr. Acar hanım-erkek eşitliği ve hanımların insan hakları konularında Dünya Bankası, BM Kalkınma Programı, AB gibi kurumlar için uluslararası danışman şekilde vazife yaptı. BM CEDAW Komitesine (Kadınlara Karsı Ayırımcılığın önlenmesi Komitesi) 1993 ve 1997 dönemlerinde üye seçilen Feride Acar, raportör ve Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunduktan sonra, 2003- 2005 de BM CEDAW Komitesi Başkanı seçildi. 2005’ten bu güne kadar Avrupa Konseyi Kadınlara Karsı şiddetle Mücadele vazife Gücü’nde uluslararası profesyonel şekilde vazife yapıyor.

Hülya Gülbahar: 8 Mart hanım Platformu, istanbul müstakil bayan insiyatifi, bayan Kurultayı e-posta iletişim Grubu, kadınların Medya izleme Grubu (MEDiZ) kurucu üyesi, avukat. Uzun yıllar Mor çatı kadın Sığınağı Vakfı’nın gönüllü avukatlığını yaptı. kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı genel kurul üyesi; Kadına Yönelik şiddete Karşı Koruma Emri Platformu, uygar yasa, Türk Ceza Yasası, Anayasa bayan Platformlarının kurucu üyelerinden ve sözcülerindendir. 2007-2010 tarihleri içinde kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA.DER)’in genel başkanlığını yaptı.

Pınar ilkkaracan: Kadının insan Hakları Projesi’nin kurucusu ve Kadının insan Hakları New Ways, The ınternational Alliance for Social ınnovation; Winpeace, Women’s ınitiative for Peace between Turkey and Greece bunun gibi kurumların kurucu üyelerinden. “Müslüman Toplumlarda hanım ve Cinsellik” adlı kitabın yazarı ve Sıcak Yuva Masalı: Aile içi şiddet ve Cinsel Taciz (Metis Yayınları, 1996) ve Human Rights and Literacy Training Manual (1998) adlı kitapların yazarlarındandır.

şehnaz Kıymaz: Kadının insan Hakları New Ways derneğinde çalışan Kıymaz, yüksek lisans tezini istanbul Sözleşmesi üzerine yazdı. Kıymaz’ın “Kısaca istanbul Sözleşmesi : Sorular ve Cevaplar” başlıklı yazısı için tıklayın.

Yakın Ertürk: Prof. Dr. Ertürk, 1997 ve 1999 yılları arasında Kadının ilerlemesi için Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün; 1999 ve 2001 yılları içinde BM Kadının ilerlemesi Dairesi’nin direktörlüğünü yaptı. 2003’cilt 2009’a kadar BM insan Hakları Konseyi Kadına Yönelik şiddet hususi Raportörlüğü yaptı. Hala Avrupa işkenceyi önleme Komitesi üyesidir.

GREVıO adaylarında aranan koşullar

istanbul Sözleşmesi’nin 66. maddesinde direkt sıralanan hükümler gereğince, GREVıO için gösterilecek adayların şu özelliklere shaip olması gerekiyor:

* insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet, mağdurların korunması ve onlara yardımcı olma sahasında yetkinliğe sahip şekilde adlandırılan yüksek ahlaki karaktere sahip olan ve ya Sözleşme kapsamında belirlenen alanlarda profesyonel deneyimini olan;

* Sözleşme’nin, öteki konuların yanı dizi milli azınlık ile ilişkilenme, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sıhhat durumu, sakatlık, medeni hal, göçmen yahut mülteci olma durumu ya da bunun gibi herhangi bir temelde fark gözetmeksizin uygulanmasını gözetecek;

* bayanların aşağı bir cins bulunduğu ya da erkekler ile kadınlar için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan önyargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü uygulamaları bulunmamakta etmek amacıyla bayanların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi perspektifine sahip;

* Kültür, örf ve tane, din, anane ve ya sözde ”namus”un Sözleşme kapsamında yer saha şiddet eylemlerinin bir gerekçesi şekilde kabul edilemeyeceği konusundaki sözleşme hükümlerinin takipçisi olacak;

* Sözleşmenin kadına karşı şiddetin toplumsal güç eşitsizliklerinden kaynaklandığı tespiti ve sorunun kadınların güçlendirecek politikalar ile çözülebileceği vurguları itibarı ile sosyal politikalar alanında birikimi olan;

* şiddetle mücadelede mağdurun insan haklarını merkeze koyan bir bakış açısını içselleştirmiş;

* Kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet sahasında ilgili aktör (öncelikle STK’lar) ve organları temsil eden;

* Görevlerini müstakil, tarafsız ve etkili bir şekilde yerine getirecek niteliklere sahip kadınlar olması gerekmektedir.

Süreç ne kadar şeffaf işliyor?

Sözleşme’nin çok sayıda maddesinde, uygulamada kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği sahasında çalışan sivil cemiyet örgütleri ile müşterek çalışılması gerekliliğinin 6 çizilirken, GREVıO için aday gösterilecek uzmanların, “şeffaf ve rekabete açık biçimde gerçekleştirilecek ulusal bir eleme süreci” ile belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı web sitesinde de süreçle ilgili “şeffaflık” vurgusu yapılmaktadır.

lakin GREVıO süreci meselesinde görüş bildiren ve sürece dahil olmak istediğini beyan eden sivil toplum örgütlerinin isimlerini öğrenmek için aradığımız Bakanlık yetkilileri, bu listenin “Bakanlık uygun görürse açıklanacağını” söyledi.

Sürecin şeffaflığının uluslararası sözleşmenin bir şartı olduğunu ve Bakanlık’ın nasıl müsait gördüğünün önemi olmadığını hatırlattığımızda “Siz sözleşmeye tarafsınız galiba” ve “Yeterince bilgi verdiğimi düşünüyorum” cevaplarıyla karşılaştık.

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

HDP’den hakim ve savcılara toplumsal cinsiyet eğitimi önerisi

Written by , Posted in Genel

savcihakimHalkların Demokratik Partisi (HDP) küme Başkanvekili Pervin Buldan, hakim ve savcı iş eğitiminde toplumsal cinsiyet dersi verilmesi için yasa teklifinde bulundu.

tarihsel bir olgu ve çağımızın en esas ve en keskin eşitsizliklerinden birisi olan bayan erkek eşitsizliği, öteki bir deyimle erkek egemen zihniyet, yüzyıllar boyunca derinleşerek günümüze kadar varlığını devam ettirdiğini vurgulayan Buldan, “Toplumsal cinsiyet kavramının önemi, onun kadınlar ve beyler arasındaki kuvvet ilişkilerini anlamaya, eşitsizlikleri sorgulamaya ve gidermeye yarayacak bir kavram şekilde düşünülmesinden sonra artmıştır” dedi.

“Kadına şiddet yüzde bin 400 arttı!”

Buldan, en çağdaş denilen ülkelerde dahi küresel bir sorun olan ataerkiden ötürü toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sürdüğünü hatırlattı ve şunları kaydetti:

“Resmi rakamlara göre, son on yılda kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 artmış durumdadır. Günde ortalama beş hanım beyler sebebi ile katledilmekte, bir o kadarı da ağır yaralanmalara, taciz ve tecavüze maruz kalmaktadır. Her yıl onlarca hanım devlet koruması altında olmasına karşın katledilmektedir. bütün bunlar bize bu ülkede, en esas hak olan bayanların hayat hakkının bile korunmadığının göstergesidir.

“Kadına ve LGBTi’lere dönük şiddet cezasız kalıyor”

“Türkiye’de kadına yönelik şiddet aile içi şiddet olmaktan çıkmış ve kurumsal bir yapıya bürünmüştür. Kadına yönelik şiddetin kurumlaşmasına öncülük eden ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini üreten kurumların başında yargı kurumu gelmektedir. Yargı kurumu erkeklerin lehine verdiği kararlarla, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmenin beraberinde toplumsal adaleti mühim açıdan zedelemekte ve meşruiyetini sorgulanır hale getirmektedir. mesela kadına yönelik her türlü cinsel ve fiziksel şiddet davalarında, kadının giydiği etek boyunun yapılan ceza indirimlerine gerekçe gösterilmesi, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran, artıran ve eşitsizliği derinleştiren en önemli örneklerden biridir. Hakeza LGBTi bireylere yönelik şiddet davalarında sanıklara benzer gerekçelerle ceza indirimi yapılması da tıpkı bağlamda ele alınmalıdır.”

Buldan bütün bu gerekçelere dayanarak, 4954 Sayılı adalet Akademisi Kanunu ve 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda değişiklik yapılmasını, hakim ve savcılara iş öncesi ve meslek içi eğitimlerinde toplumsal cinsiyet dersi verilerek kadına yönelik şiddete karşı şuur oluşturulmasını önerdi.

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

KESK Eşbaşkanı Köse: Bütün normlar kökünden sarsılmalıdır!

Written by , Posted in Genel

keskKaos GL’nin “LGBT Hakları Sendikal Haklardır” üst başlığıyla düzenlediği Ayrımcılık Karşıtı Sempozyum 14 Aralık Pazar günü sona erdi. tüm-Bel Sen’de gerçekleştirilen 3. Ayrımcılık Karşıtı Sempozyumu’nun, ikinci gününde ikinci oturum türkiye ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki sendikal hareketlere ilişkin oldu.

Oturumun moderatörlüğünü izmir Eğitim-Sen 2 Nolu şube LGBTi Komisyonu’ndan Türkan Karagöz yaptı. Konuşmacıların türkiye ve Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan deneyimleri kadın, LGBTi ve gençlik alanında aktardığı toplantıda konuşmalarda öne çıkan noktalar şöyle oldu:

şaziye Köse, kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eşbaşkanı:

“Kapitalizmin getirdiği emek-sermaye ilişkisi dışında şekillenmeye çalışıyoruz her konu için. ülkü kapitalizm hiç olmadı ve hiç olmayacak. Emek sermaye çelişkisi her süre dışlama, ayrımcılık, homofobi, dışlama ve marjinalleştirmeyi içinde barındırır. Varlığı bunlara dayanır. Başarıya ulaşacaksa eğer, emeğin sermayeyle mücadelesi gereklidir. işçi hareketi kendini de arındırmalıdır.

“Hepimiz biliyoruz; kapitalizm bir beden-cinsiyet rejimine dayanır ve heteroseksisttir. Kadınlara karşı bir iç harp vermektedir. Nüfus artmalı ve artı nüfus gerekiyordu. Nüfus kayıpları hızla telafi edilmeli ve bayan doğurmalıydı, eve kapatılmalıydı.

“Resmi tarih ilk cadılar avını kaydetmez. Yapılandığı gövde rejimi bunun üzerinden şekillenmiştir. Esneklik, bu gövde ve cinsiyet rejimi orijinal bir disiplin siyasa olmadan şekillenmezdi. Verimlilik ve üretim rasyonalitesine uymayan her şey sistemden dışlanır. Kapitalizm sürekli bir “kapatma” rejimidir, deliyi tımarhaneye, hastayı hastaneye, suçluyu hapishaneye, askeri kışlaya, yaşlıyı bakımevine, çocuğu okula kapatır. Bu kapatma rejiminin sonu her şeyin kaydedildiği bir gözetleme toplumudur. Kapitalizme karşı mücadele, beden ve cinsiyet rejimine karşı mücadeledir.

“Kapitalizmin dayandığı gövde ve cinsiyet rejimini hedeflemezsek, görevimizi yerine getiremeyeceğiz. mevcut işçi hareketleri ve sendikal hareketler kapitalizmin ikiliklerine dayanmaktadır. beden, cinsiyet ve disiplin rejimini aynen devralmıştır. Bu nedenle büyük sorunlarla sima yüzedir. Biz kadınlar, LGBT’ler vs. olarak, onlarla buluşma kanalını açmamız gerekmektedir. Bu konu hakkında eksikliğimiz mevcut. KESK de dahil olmak üzere bir gençlik aşısına ihtiyaç bulunmaktadır.

“Emeğin kadınsılaşması uzunca bir süreçtir. hanım hareketi sendikal hareketle, kapitalizm için bir meydan okumadır. Bu nedenle sendikalar, işçi hareketleri, kadın meclisleri önemli adımlardır. Bunlar sonuna kadar beslenmeli, saldırılar karşısında desteklenmelidir.

“LGBT’lerle kolektif bütün çalışmalara açığız”

“Eril işleyiş tarzından kurtulmamız gerekiyor, radikal şekilde erillikten kurtarmamız gerekiyor. KESK bunu başlatmıştır fakat bu bir çölde kum tanesi, okyanusta su damlasıdır. Bunlar kısmi hareketlerdir. insan hakları bağlamında, ayrımcılığa karşı mücadele artmalıdır. Bu sert erillikten arınmak için elimizden geleni yapmalıyız.

“bütün sosyal örgüt modelleri, gücü ve iktidarı merkezileştiren örgütler bağlamında sorgulanmalıdır. bütün bu genel geçer normlar, kökünden sarsılmalıdır. Bunlar sarsılmadığı sürece, ne sendikal hareket ne işçi hareketinin kazanımları erillikten kurtulmayacaktır. çölde kum tanelerini, okyanustaki su damlalarını çoğaltalım. Biz kolektif tüm çalışmalara, LGBT’lerle beraber açığız. önümüzdeki engelleri de aşmaya hazırız.”

Eğitim-Sen umumi Sekreteri Sakine Esen Yılmaz:

“gerçekte ben daha aşırı bayan sekreterliği yaptım. Nasıl bir yol izledik ve neler oldu? LGBT hareketiyle kamu emekçileri arasında kuvvetli bir bağın olduğunu söylemek mümkündür. Bugün hem KESK’in hem de Eğitim-Sen’in tüzüğünde cinsiyet kimliği ve cinsiyet kimliği ifadeleri var. ama bir yol alındığını söylemek pek mümkün değil.

“basit oluşturmaya çalışıyoruz ve komisyonlarımız var. Bu arada Kaos GL ile işbirliği içindeyiz. üniversite toplumsal cinsiyet çalışmaları yürütüldüğünde engelleme ile karşılaşıldı. çalışmalar hedef gösteriliyor. Bu tür hariç dirençler mevcut. Bunun dışında içsel bir direnç de mevcut. var hal böyle.

“‘Kadınlar ayrı örgütlenirse sınıfı böler’ algısı var ve böyle bir direnç mevcut. Eğitim emekçilerinin büyük bir yönünü kadınlar oluşturuyor. Eğitim meslek kolu kadınlaşma eğiliminde. Biz sendika şekilde türlü kazanımlar elde edilmek isteniyorsa türlü politikalar geliştirilmek mecburiyetinde.

“Kadınlar daha fazla karar alma mekanizmalarında yer almak mecburiyetinde. Kadınlar örgütlenip kendini güçlendirmeli ve karar alma mekanizmaları arasında daha çok yer almalıydı. temel yaklaşımımız buydu. 0 kadın kotamız ile başladık ve bu uygulandı. Bu kotayı doldurduk. 2014 kongresinde @’a çıkardık ve muhtemelen bu kotayı dolduracağız. Evet sendikalarda kadın çalışmaları mevcut ama bütçe sıkıntısı ile karşılaşabiliyoruz. En nihayetinde “cinsiyete dayarlı bütçe” oluşturuldu. Kadınlar ve LGBT’ler söz konusu olduğunda “hayır paramız yok” direnci ile karşılaşmayacağız. Bu elimizi güçlendiren bir uygulama. şimdiye kadar kadın komisyonu şekilde çalışıyorduk, artık meclis olarak çalışıyoruz. Kadınları ilgilendiren her karar bu organlardan alınıyor. Sendikanın genel tüzüğü ve ilkelerine aykırı olmaksızın.

“Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyet eğitimleri verildi. Biz kendimizi güçlendiriyoruz lakin yanı başımızdaki erkeklerin dönüşüme uğramadığını fark ettik. Bu nedenle karma biçimde toplumsal cinsiyet eğitimlerine başladık. Bunun sonucunda kendi eğitimcilerimizi yetiştirdik.

“Erkek egemenliğinin ağları kadınlara ve LGBTi’lere kapalı”

“Sendikaların iç mekanizmaları böyle. öteki iş kollarında da bunlar uygulamaya geçsin istiyoruz. Peki toplu sözleşmelerde kadınlar ne kadar mevcut? Toplu sözleşme mekanizmamız güçlü olmadığından kadınlar da bunun arasında az.

“Devletin şöyle bir yönelimi mevcut: Bu ülkede önemli anlamda bir muhafazakârlık var. talebe cinsiyetine göre, okulun çeşidine göre bayan yöneticilerin ağırlıkta olması durumu getirildi. Biz kendi orijinal mekanizmamızı oluşturduk fakat burası kendi içinde kapalı bir piyasa. Ayrıştırmanın çok fazla fazla tehlikesi var.

“Erkek egemenliği her an üretiliyor ve her zaman tetikte olmalıyız. Her süre bir file kurulabiliyor ve bu file kadınlara da LGBTi bireylere de kapalı.

Semen Saygun, Kıbrıs Türk öğretmenler Sendikası (KTöS) Başkanı

“Türkiye’ye çok yakın lakin bir o kadar uzağız. Kıbrıs’ın kuzeyinde neler olmaktadır? sadece medyadan izliyorsunuz ve buralarda sadece eğleniliyor algısı yaratılıyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde ortaya konulan neo-liberal politikalar mevcut ve üretim yapılmıyor, sendikasızlaştırma, örgütsüzleştirme, sosyal kazanımların düşürülmesi biçiminde kendini gösteriyor. Eğitim, sağlık bu gibi temel insan haklarının ticarileştirilmesi ve bütçenin azalması sonucunu doğuruyor.

“Kıbrıs’ta özelleştirme T.C. hükümetinin eli ile Kıbrıs’ın kuzeyinin iradesi yok sayılarak yapılmaktadır. özelleştirme politikaları, peşkeş çekme mantığı ile yapılması eskiden bu güne kadar aşina olduğumuz bir tutum. AKP hükümetinin izlediği emir eda mantığına Kıbrıslı Türkler olarak şiddetle karşıyız.

“Bir KiT kuruluşu olan Kıbrıs Türk Hava alternatifleri özelleştirmiş ve şirket tavsiyesi sonucunu doğurmuştur. şu anda öyle bir hava yolumuz yoktur. Siyasi yakınlık mantığı çağ edilmiştir. Konunun siyasi olduğu sonucunu doğuruyor.

“Eğitim özelleştirilmesinden bahsedersek, Kıbrıs’ın kuzeyinde bütçenin küçük bir kısmı eğitime ayrılıyor ve bu bütçenin büyük kısmı özel okullara aktarılıyor. Geçici atanan öğretmenler güvencesiz biçimlerde devlet okullarında çalışıyor. Bu nedenle devlet okullarında eğitim kalitesi düşüyor ve özelleştirme artıyor.

“kamu çalışanlarının ücretlerinin düzenlenmesi sonucu 2009 yılında sendikal direnişe rağmen bir hukuk geçirildi. 2011 yılında uygulanmaya başlandı. 2011 yılından sonra işe başlayanlarda önemli maddi ve manevi kayıplara neden olmaktadır. Bu yasayla işe giren öğretmenlerin hayatında A oranında ücret kaybı yaşandı. Kendinden bir sene öncelikle işe giren öğretmenlerin hayatında maddi kayıplar yaşandı ve bu öğretmenlerin motivasyonu iyice düştü.”

“Kıbrıs’ta muhafazakârlaşma Türkiye’nin AKP iktidarı ile başladı”

“Muhafazakârlaşma politikaları Türkiye’nin AKP iktidarı ile başlanmıştır. Bir camii yaptırma derneği kuruldu, 202 camiimiz 160 adet okulumuz mevcut. Din dersleri mecbur bir duruma geldi. Kuran kursları artmaya başlandı. Külliye inşaatları başladı.

“2007 yılında Sosyal Güvenlik Yasası ile emeklilik yaşı 60’a yükseltildi. Aktif kayıtlı işsizler, .8 oranında artı. Bu konu hakkında LGBT’ler meselesi için veri dahi yoktur. çalışma hayatında, eğitimde küçük sınıflar hanım öğretmenlere veriliyor. Erkek öğretmenler araştırıldığında, LGBTi öğretmenler olduğu sonucuna ulaştık.

“Fasıl 154 yasasında yapılan değişikle, “doğaya aykırı cinsel ilişki” suç olmaktan çıkarıldı. lakin yankısıyla LGBTi arkadaşlar henüz tam bir görünürlük sağlamış değil.”

 

Perşembe

18

Aralık 2014

0

COMMENTS

Chelsea Manning’in doğumgününde özgürlük çağrısı

Written by , Posted in Genel

FILE - In this undated file photo provided by the U.S. Army, Pfc. Bradley Manning poses for a photo wearing a wig and lipstick. Manning plans to live as a woman named Chelsea and wants to begin hormone therapy as soon as possible, the soldier said Thursday, Aug. 22, 2013, a day after he was sentenced to 35 years in prison for sending classified material to WikiLeaks. (AP Photo/U.S. Army, File)ABD’nın ırak ve Afganistan’da yaptığı insan hakları ihlallerini ortaya çıkaran Chelsea Manning’in doğumgünü için bugün dünya çapında eylemlerle savaş suçlarını açığa çıkaran kadının serbest bırakılması ilgi edilecek.

Manning için bir kadeh kaldır!

Eylemlerin istanbul ayağı ise bugün saat 15:00 ile 02:00 arasında Jurnal’de “Bir Kadeh Kaldır” başlığı ile yapılacak. Manning’e iletilmek üzere kart ve mektupların yazılacağı etkinlik kapsamında Naim Dilmener’in hazırladığı “Anti-Militarizme Göz Kırpan şarkılar” dinletisi ve “Yazarlar Manning için imzalıyor” imza şenliği olacak.

Antimilitaristler, yaptıkları çağrıda Manning’in devlet suçlarını şahısların öğrenmesine vasıtası olmak “suçundan” cezalandırıldığını belirtiyor.

harp suçlarını açıklamak suç mt.?

Manning, 28 şubat 2013’te mahkemede okuduğu bildiride, halkı ABD’nin gizli tutulan harp suçları meselesi için bilgilendirmek amacıyla WikiLeaks’e bilgi sızdırdığını aleni kabul etti; ancak bunun \”suç\” olduğunu reddetti.